137 sayısının gizemi nedir?
Benzer Konular: Cimnastik için yaş sınırı nedir ?
Bazı sayılar vardır, hayatına bir kere girer ve sonra sanki “ben buradayım” diye göz kırpmaya başlar. 137 de onlardan biri. İlk başta sıradan bir sayı gibi durur; ne 7 gibi uğurlu diye pazarlanır, ne 13 gibi dramatik bir ünü vardır. Ama garip bir şekilde, bir kere dikkatini çekti mi her yerde belirir.
İzmir’de yaşayan 25 yaşında bir genç olarak söyleyeyim: günün birinde 137’yi fark ettim ve sonra hayatımın geri kalanında “acaba ben mi seçildim yoksa bu sayı mı bana taktı?” ikilemiyle yaşamaya başladım.
Market fişi 13,70 TL değil de 137 TL çıkınca değil; 137 kuruş eksik para üstü verildiğinde bile “hmm…” diye bakmaya başlıyorsun. İşin kötü yanı, artık normal hayat yaşamak zorlaşıyor. Beyin resmen küçük bir dedektif gibi çalışıyor.
Ve en kritik soru şuna dönüşüyor: 137 sayısının gizemi nedir?
Bir sabah 137 ile uyanmak
Sabah alarmım çalıyor: 07:13.
İç ses:
“Tamam… bu normal.”
Telefonu açıyorum, bildirim sayısı: 137.
İç ses:
“Tamam, bu artık normal değil.”
Kahve yapıyorum, kahve makinesinin üzerindeki küçük dijital ekran 137’yi gösteriyor. O an mutfakta yalnız olduğumu unutup kendi kendime konuşuyorum:
— “Kardeşim ben sana ne yaptım?”
İzmir sabahları zaten biraz garip başlar. Denize karşı “bugün hayatımı düzene sokuyorum” diye karar alırsın, ama Karşıyaka vapurunu kaçırınca tüm motivasyonun 137 parçaya bölünür gibi olur.
İşte tam o anda aklına şu gelir: Belki de bu sayı sana bir şey anlatmaya çalışıyordur.
137 sayısının gizemi nedir? Bilim tarafı
Şimdi işin eğlenceli kısmından biraz çıkıp daha “ciddi ama çok da kasmayan” tarafa geçelim. Çünkü 137 sadece kafayı yedirten bir rastgele sayı değil, aynı zamanda bilim dünyasında da oldukça meşhur.
Fizikte 137, özellikle ince yapı sabiti ile ilişkilendirilir. Yaklaşık olarak 1/137 gibi bir değerden bahsedilir. Bu sayı, evrenin elektromanyetik etkileşimlerini belirleyen temel sabitlerden biridir.
Yani basitçe söylemek gerekirse:
Elektronlar nasıl davranıyor, ışık nasıl saçılıyor, atomlar neden birbirine “dur ya ben sana çarpmayayım” diyerek yaklaşmıyor… bunların arkasında bu gizemli 137 var.
Ama işin tuhaf kısmı şu: Bu sayı neden tam olarak 137? Neden 136 değil, 138 hiç değil? Bilim insanları bile bu soruya tam anlamıyla net bir cevap veremiyor.
İşte burada olay biraz felsefi bir hal alıyor.
“Neden bu kadar önemli?”
Bunu ilk duyduğumda aklıma şu geldi:
— “Abi evren bile matematikte takıntılı olabilir mi?”
Çünkü 137 öyle bir sayı ki, fizikçiler arasında bile hafif bir “saygı duruşu” yaratıyor. Sanki evrenin ayarlarını yazan biri varmış da, son satıra 137’yi koyup kalemi bırakmış gibi.
Ve insan ister istemez şuna kayıyor:
Belki de biz bu evrende yanlışlıkla debug modunda yaşıyoruz.
Günlük hayatta 137 takıntısı
Teoride güzel, bilimde havalı… ama asıl mesele şu: Bu sayı günlük hayata sızınca işler değişiyor.
Bir gün ESHOT otobüsüne biniyorsun (İzmirliysen zaten hayatın %40’ı otobüs beklemekle geçiyor), plaka veya hat numarası 137 olunca bir duraksıyorsun.
Şoför sana bakıyor:
— “Genç, kart basacaksan bas.”
Sen:
— “Bir saniye… bu sayı gerçek mi?”
Şoför:
— “Ne diyorsun abi?”
Ve o an fark ediyorsun ki, senin iç dünyan ile dış dünya arasında ciddi bir senkron sorunu var.
Plaka, fiş, market, hayatın matrix’i
Bir gün markete giriyorsun:
Ekmek: 13,7 TL
Su: 13,70 TL
Toplam: 137 TL
Kasiyer:
— “Kart mı nakit mi?”
Sen:
— “Bu bir işaret olabilir mi?”
Kasiyer:
— “Abi kart mı?”
Ve hayat böyle devam ediyor.
Bir noktadan sonra 137’yi görmediğin günleri “normal gün” saymaya başlıyorsun. Ama o günler azınlıkta.
Zihin oyunu ve seçici dikkat
İşin psikolojik tarafı var tabii. İnsan beyni desenleri çok seviyor. Bir şeyi fark ettiğinde onu sürekli görmeye başlıyor.
Bu durumun adı aslında basit: seçici dikkat.
Ama bana sorarsan adı daha çok:
“Beynin seni hafif trollüyor olması.”
Çünkü bir kere 137’yi önemli sayınca, artık dünya sana sürekli onu gösteriyor gibi geliyor.
Aslında değişen dünya değil. Değişen şey senin bakış açın.
Ama bunu kabul etmek çok sıkıcı olduğu için ben genelde şu versiyona inanmayı tercih ediyorum:
— “Hayır, evren benimle konuşuyor.”
Beynin pattern aşkı
Beyin şöyle çalışıyor:
“Şu sayı önemli olabilir… o yüzden her yerde gösterelim.”
Sen:
“Harika… artık hiçbir şey rastgele değil.”
Sonuç:
Gece 03:00’te tavana bakıp 137’nin neden hayatında bu kadar çok geçtiğini düşünüyorsun.
Arkadaş sohbeti diyalog
Geçen gün arkadaşla sahilde oturuyoruz. İzmir akşamı, hafif rüzgar, Kordon’da klasik hayat sorgulama seansı.
Ben:
— “Kanka 137 diye bir şey fark ettin mi hiç?”
Arkadaş:
— “Hayır.”
Ben:
— “Garip değil mi?”
Arkadaş:
— “Ne garip?”
Ben:
— “Her yerde çıkıyor.”
Arkadaş:
— “Sen çok telefon kullanıyorsun bence.”
Ben:
— “Bu cevap beni tatmin etmedi.”
Arkadaş:
— “Çünkü ortada soru yok.”
Ve işte o an yalnız olduğunu hissediyorsun. Ama güzel yalnızlık. İzmir’e özgü bir “ben bunu biraz fazla düşünüyorum ama deniz güzel” yalnızlığı.
İzmirli genç iç sesi
İç ses bazen çok net konuşur:
“Abi bırak artık 137’yi.”
Sonra başka bir iç ses devreye girer:
“Ya ama ya gerçekten bir anlamı varsa?”
Bir üçüncü iç ses (genelde gece 2’de):
“Bence evren sana mesaj veriyor ama sen henüz decode edemedin.”
Ve sen sabah uyandığında üç farklı karakterle aynı bedende yaşamış olursun.
İzmir’de sabah kahvesi içerken bile bu iç tartışma devam eder:
Bir taraf “akışa bırak”
Bir taraf “araştır”
Bir taraf “Google’a yaz ama çok derine inme”
137 sayısının gizemi nedir? Asıl mesele belki de bu değil
Bir süre sonra fark ediyorsun ki, mesele aslında 137’nin kendisi değil.
Mesele, onun sende ne tetiklediği.
Bir sayıyı fark etmek, aslında zihninin “ben buradayım ve anlam arıyorum” deme şekli gibi.
İnsan garip bir varlık. Dünyayı anlamlandırmak için semboller yaratıyoruz. Sayılar, kelimeler, işaretler…
137 de bu sembollerden biri oluyor. Belki evrensel bir sır değil, ama bireysel bir takıntı laboratuvarı gibi.
Belki de evren şunu söylüyordur
“Her şeyi çözmeye çalışma, biraz da yaşa.”
Ama bunu o kadar karmaşık bir şekilde söylüyor ki, biz 137 sanıyoruz.
Küçük bir farkındalık kırıntısı
Bir gün vapurdayken fark ettim. Deniz sakin, martılar bağırıyor, insanlar telefonlarına gömülmüş.
Bir an için hiçbir sayıya bakmıyorum.
Ne 137 var, ne başka bir şey.
Sadece su var.
Ve o an içimden şu geçti:
“Demek ki bazı gizemler, onları aramayı bıraktığında kayboluyor.”
Ama tabii ertesi gün 137 yine bir yerde çıktı.
Hayat bu.
137 ile yaşamayı öğrenmek
Artık 137’yi düşman gibi görmüyorum. Daha çok mahallede sürekli karşılaştığın ama neden karşılaştığını bilmediğin bir tanıdık gibi.
Bazen markette, bazen bir saatin köşesinde, bazen tamamen alakasız bir yerde beliriyor.
Ve ben sadece gülüyorum.
Çünkü bazı şeyleri çözmek yerine, onlarla yaşamayı öğreniyorsun.
Ve İzmir’de yaşarken zaten yeterince şey çözüyorsun:
Vapuru kaçırmak
Rüzgarda şemsiyeyi hayatta tutmak
Sahilde “bugün koşacağım” deyip koşmamak
137 bunların yanında oldukça “nazik bir gizem” kalıyor.
Ve belki de en garip gerçek şu:
137 sayısının gizemi nedir diye sorarken, aslında biraz da kendi zihninin nasıl çalıştığını izliyorsun.